Loading ...
ulkucu-sanatcilar-yeni-albumler-tiklaulkucu-sehitler-ulku-ugruna-bolumufacebook-bozkurtlarfm-tikla twitter-bozkurtlarfm-tikla istek-hatti-ust-bozkurtlarfm

ISTANBUL

Milli Değerler ve Din

 

VATANIMIZA VE MİLLETİMİZE KARŞI GÖREVLERİMİZ

 TÜRK MİLLETİ’NİN TARİHTEKİ YERİ:

 İnsanlık tarihinin en eski ve en büyük milletlerinden biri Türk milletidir. Dünya üzerinde birçok imparatorluklar ve devletler kurmuş olan bu millet, medeniyette büyük ilerlemeler göstermiş, savaş meydanlarındaki kahramanlıkları ile cihan tarihine destan­lar yazmış, asırlarca İslâm dünyasının önderliğini yapmış, tarihi şan ve şerefle dolu bir millettir.

 İslâm, bütün dünya milletlerinin mutluluğu için gönderilen son ve en mükemmel dindir. İslâm dini. Arap Yarımadasında Mekke ufkunda  bir  güneş  gibi  doğmuş  ve  kısa  zamanda  dünyaya yayılmıştır.

 Türklerin İslâm dinine girmesi Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmuş,  Müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur.

 Türkler, İslâm Dinini hiçbir zorlama olmadan kendi istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:

 1)  İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü,

2)  İslam’a girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının İslâm inancına yakın olması ve İslâm’ın getirdiği üstün prensiplerin Türk milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi.

 TÜRKLERİN İSLÂM DİNİNE HİZMETLERİ

 Türkler, İslam’a girdikten sonra kendilerini bu yüce dine adadılar, bütün varlıkları ile İslâm’a hizmet ettiler, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan çekinmediler.

 Türk milletinin tarih boyunca İslâm Dini’ne hizmetlerini üç maddede toplayabiliriz:

 a) Türklerin İslâm’ın Dünyaya Yayılmasında Hizmetleri:

Araplardan sonra İslâm’ın dünyaya yayılması görevini Türkler üstlenmiş ve bunu başarı ile devam ettirmişlerdir. Türkler, doğuda Asya kıtasının birçok bölgelerinde İslâm Dininin yayılmasına hizmet ettikten sonra batıya yöneldiler.

 Büyük Türk hükümdarı Alparslan’ın 1071 tarihinde kazandığı Malazgirt Zaferi Türk ve İslâm tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bu zafer, Anadolu’nun Türkleşmesini ve İslâmlaşmasını sağlamış, İslâm Dininin batıya doğru yayılmasını hızlandırmıştır.

 İstanbul’un Müslüman Türkler tarafından 1453 tarihinde fethedilmesi ile Türk milletinin önderliğinde yüzyıllarca sürecek olan İslâm’ın altın çağı başlamış oluyordu.

 Türk milleti gittiği ülkelere İslâm medeniyetini, İslâm adaletini ve ahlâkını götürmüş, Türklerin idaresinde sadece Müslümanlar değil diğer dinlerde olan milletler de huzur ve güven içinde yaşamıştır.

 b) Türklerin İslâm’ın Korunmasında Hizmetleri:

Türkler, İslâm’ın iç ve dış düşmanlara karşı korunmasında büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

İslâm’ı içten yıkmak isteyen ve bu amaçla Müslümanlar arasına yanlış inançlar yaymaya ve bölücülük yapmaya çalışanlara karşı İslâm’ın temiz inançlarını korumuşlardır.

Bizanslıların Müslümanlara yaptığı saldırılara ve özellikle haçlı seferlerine karşı Türk milletinin kahramanca savaşması İslâm ülkelerini çok büyük tehlikelerden kurtarmıştır. Büyük bir sel felaketi gibi İslâm ülkelerine yönelen haçlı ordularını Türkler dur­durmamış olsaydı İslâm dünyası kendisini savunamayacak ve çok şey kaybedecekti.

 İslâmın korunması gibi şerefli bir görevi yüce Allah Türk Mille­tine nasip etmiş, milletimiz de bu uğurda temiz kanını akıtarak, canını seve seve vererek görevini yerine getirmiştir.

 c) Türklerin İlim ve Medeniyette İslama Hizmetleri:

Türklerin islâma hizmetleri sadece savaş alanlarında olmamıştır. Türkler, İslâm kültür ve medeniyetine önemli katkıda bulunmuş, ilimde, sanatta birçok eserler meydana getirmişlerdir.

 –  İslâm Dini’nin temiz inançlarının savunucusu ve İtikad’da Maturidi Mezhebinin kurucusu Ebu Mansur Maturidi,

– Dinimizde Kur’an-ı Kerim’den sonra en değerli eser olan. Peygamberimizin mübarek sözlerinin toplandığı ünlü “Sahih-i Buhari” kitabını meydana getiren İsmail Buhari,

– Bizlere ölmez eserler bırakan büyük ,İslâm düşünürü ve bilgi­ni İmam-ı Gazali;

– Gönüller sultanı Mevlâna Celaleddin-i Rumi.

 Sadece birkaçının adım bildirdiğimiz bu büyük din bilginleri Türk’tür.

 Türkler sadece din ilimlerinde değil, diğer ilim dallarında, teknikte ve müsbet ilimlerde de büyük ilerlemeler göstermiş, dünyaca ünlü bilim adamları yetiştirmiştir.

 Büyük bir Türk bilgini olan İbni Sina’nın tıp alanında yazdığı kitaplar Avrupa’da yüzyıllarca okutulmuş, yine bir Türk bilgini olan Ebu Bekir Razi’nin eserleri bilim dünyasına ışık tutmuştur.

 Tıp, fizik, kimya, matematik ve astronomi ilimlerine önemli katkılarda bulunan, birçok bilim dalının temellerini atarak dünyaya öncülük eden çok sayıda Türk bilgini yetişmiştir.

İslâm dünyasının her tarafını süsleyen, bugün bile çoğu ayakta duran sanat eserlerinin çoğu Türk mimarları tarafından yapıl­mıştır. İslâm dünyasında Sinan gibi bir mimar, Selimiye Camii gibi başka bir şaheser görmek mümkün değildir.

 Ne yazık ki, Müslümanlar çeşitli sebepler yüzünden kazandıkları başarılan devam ettiremediler. Şimdi bize düşen görev: Dinimizin emirlerine uygun olarak çalışıp ilerlemek ve dünya milletleri arasında lâyık olduğumuz yeri almaktır.

 İslâm tarihine baktığımız zaman açıkça görürüz ki, İslâm’ın ilk devirlerinden sonra Müslümanlığa büyük hizmetlerde bulunarak Allah’ın sevgisini kazanan millet. Türk Milleti olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de, gelecekte İslama hizmet edecek olan millet hakkında şöyle buyruluyor:

 “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah öyle bir millet getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; onlar mü’minlere karşı alçak gönüllüdürler, kafirlere karşı onurlu ve güçlüdürler; Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kına­masından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur ki, onu dile­diğine verir. Allah’ın lütuf ve ihsanı geniştir ve her şeyi bilendir.”

 Bu ayette, ileride İslam’a hizmet edecek olan milletlerden birinin de Türk milleti olduğuna işaret edilmiştir.

 Peygamber Efendimiz de şu müjdeyi vermiştir:

 “İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir.”

 Peygamberimizin bu müjdesine lâyık olabilmek için pek çok islâm kumandanı İstanbul’u kuşatmış, fakat almayı başarama­mıştır. İstanbul’un alınması büyük Türk Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed’e ve onun kahraman askerine nasip olmuş, Fatih ve onun askeri Peygamberimizin müjdesine ve övgüsüne hak kazanmıştır.

 İslâm’ın Türk Milletine Kazandırdıkları:

 Türkler, İslam’a girmeden önce çeşitli din ve inançlar yüzünden dağınık bir durumda idiler. Türk Milleti, Müslümanlığı kabul ettikten sonra yeni bir güç kazanmış, dağınık Türk boyları bir inanç etrafında toplanmıştır.

 Türk Milleti Müslümanlık sayesinde Türklüğünü ve milli varlığını günümüze kadar koruyarak gelmiş. İslâm’dan aldığı güç ve heyecanla dünyada büyük devletler, imparatorluklar kurmuş, yüksek medeniyetler meydana getirmiştir. Müslüman olmayan Türler ise varlıklarını koruyamamışlar, Türklüklerini kaybetmişler ve başka milletlerin kültürleri arasında eriyip gitmişlerdir.

 VATAN VE MİLLETİMİZE KARŞI GÖREVLERİMİZ

 Vatan ve Millet Sevgisi

Üzerinde yaşadığımız topraklara vatan denir. Şehirlerimiz, köylerimiz, camilerimiz vatan toprakları üzerindedir. Okulumuz, fabrikamız, sözün kısası her şeyimiz, doğup büyüdüğümüz bu topraklar üzerindedir.

 Atalarımız, dünyanın en güzel ve bereketli topraklarını vatan olarak seçmişler ve bize emanet etmişlerdir. Bu emaneti korumak dinimizin emri, hepimizin görevidir.

 Atalarımız, mübarek vatan topraklarını düşmanlara çiğnetme­mek için kahramanca savaşmışlar, canlarını seve seve vermişlerdir. Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanan vatanımızın kıymetini çok iyi bilmemiz gerekir.

 Milli Şairimiz Mehmet Akif bize sesleniyor:

 “Bastığın yerleri “Toprak” diyerek geçme tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı;

Verme; dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.”

 Bunun için; vatanı sevmek, gerektiğinde vatanımızı düşman­lardan korumak için savaşmak ve bu uğurda canımızı seve seve vermek kutsal bir görevdir. Vatan sevgisi, sadece onu korumak değil, aynı zamanda yurdumuzun kalkınması, milletimizin yükselmesi için çalışmaktır.

 Vatanını seven: toprağını işler, yollarını yapar, ormanlarını korur, göğe yükselen minarelerin yanında fabrika bacalarını da yükseltir. Böylece hem manevi hem de maddi yükselmeyi birlikte gerçekleştirir. Yurdunu seven Milletine hizmet etmeyi şerefli bir görev bilir. Sevgili Peygamberimiz: “İnsanların hayırlısı diğer insanlara faydalı olandır” buyurmuştur.

 Dinimizde vatan sevgisinin önemi şu cümlede özetlenmiştir:

“Vatan sevgisi imandandır.”

 TÜRKİYEM

Yeryüzünde tek vatan,

Benim güzel Türkiyem,

Aşkın gönlümde yatan!

Benim Güzel Türkiyem.

 

Ekmeğim aşım sensin,

Ağrısız başım sensin.

Gözüm sen, kaşım sensin,

Benim güzel Türkiyem.

 

Bildiğimde anamdan,

Üstün bildim babamdan.

Emanettir Allah’ımdan,

Benim güzel Türkiyem.

 

Severim oğul kızlı,

 Yüreğim çarpar hızlı,

Bayrağı ay yıldızlı.

Benim güzel Türkiyem.

 Hatice BÜYÜKAYDIN

  OKUMA:

Kurtuluş Savaşında Türk Kadını…

Vapur ve motorlarla İnebolu’ya çıkarılan silah ve cephane Kastamonu üzerinden Ankara’ya, oradan da cepheye gönderiliyordu. 1921 yılı Aralık ayında birden bire bastıran kar yolları kaplamıştı

İnebolu’dan Kastamonu’ya hareket eden ve her nasılsa yolda kafileden geri kalmış genç bir kadın, fırtınalı bir gecede sabaha kadar yağan kar altında yoluna devam etmişti. Cephane yüklü kağnısı ile yorgun argın bir halde ancak Kastamonu kışlası önüne kadar gelebilmiş, şehre girmek nasip olmadan kağnı arabası yol  kenarında durmuştu.

 Arabanın yanına gidenlerin gördüğü manzara yürekler acısı Bu vatansever kadın bu kıymetli yükü korumak için yorgan! top mermilerinin üzerine örtmüş kendisi de bir elinde üvendire kollarını açarak yorganın üzerine abanmış ve o durumda sabaha karşı donduğu anlaşılmıştır. Olay yerine gönderilen Cemil ve Rıfat çavuşlar, göz yaşlan dökerek şehidin üzerindeki karları süpürüp arabadan indirirken, yorganın altından birdenbire çığlığı basarak ağlayan bir çocuk sesi işitince şaşırdılar ve şehid anayı yana çekip yorganı kaldırınca gördükleri şaheser tablo şu olmuştu: Otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğunun donmaktan kurtulduğu ve müdahale üzerine uyanarak meme için ağlamaya başladığıdır.

 Cephanesi ve yavrusu uğruna kendisini feda eden bu kahraman Türk anasının acıklı hikâyesini bu vatan topraklarında yaşayan her­kesin, özellikle genç nesillerin iyi değerlendirmesi gerekir.

 Evlenmeye hazırlanan fakir bir kız, gelinliğinin satılıp karşı­lığının yaralı gazilere verilmesini istemiş, (bunun üzerine) gelinlik satılmış, kendisi basma bir entari giyerek düğünü yapılmıştır.

 Kurmay Albay Hulusi Atak anlatıyor:

 (Cepheye silah taşıyan) kağnı kollarının çoğunu kadınlar idare ediyordu. Bu kafilelerin birinde hafif bir çığlık duyduk; bunun peşinden bir duraklama ve telâş eseri görüldü.

Bir müddet sonra güzel bir müjde ile karşılaştık. Cephane kollarında bulunan hamile bir kadın bir erkek çocuğu doğurmuştu. Bu kadını hastaneye yatırmak için geriye çevirmek istediler.

 Fakat yorgunluk ve çektiği acılarla benzi solmuş olan hasta kadın, “Cephedeki silahlar…” dedi. “Cephane bekliyor; oraya cep­hane yetiştirmeliyim, geri dönemem!…” demiştir.

 DİNİMİZİN BİRLİK VE BERABERLİĞE VERDİĞİ ÖNEM

Tarih boyunca Müslümanların gösterdiği başarılar, birlik ve beraberlik sayesinde olmuştur. Müslümanların başına gelen felaket­lerin çoğu birliğin bozulması, Müslümanların bölünüp parçalanması yüzündendir.

 Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bizi birliğe çağırarak şöyle buyu­ruyor: “Hepiniz birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin.”

 Sevgili Peygamberimiz (A. S.) Efendimiz de:

 “Mü’minler, parçaları birbirine bağlanmış bir bina gibidir.” bu­yurarak dinimizde birlik ve beraberliğin önemini belirtmiştir.

 Birlikten kuvvet doğar, ayrılık felakete götürür. Bizim görevimiz, Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği korumak, bölücülüğe asla meydan vermemektir.

 Sevgili Peygamberimiz, Müslümanların birliğini bozmak isteyenleri şöyle uyarıyor:

“Ayincilik yapan bizden değildir.’

 Peygamberimizin bu uyarısına dikkat etmeli ve ayrılığa yol açacak her türlü davranıştan sakınmalıyız.

 DİNİMİZDE KARDEŞLİK

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: “Şüphesiz Mü’minler birbirleri ile kardeştirler; Öyle ise dargın olan i kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah’tan sakının ki, size acısın.”!

 Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, İslâm: kardeşlik dinidir. Kardeşlik duygusu Müslümanların birbirini sevmesi ile gerçekleşir ve  güçlenir. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız.” buyurmuştur.                                                            

 Görülüyor ki: gerçek Müslüman olabilmemiz birbirimizi sevmemize bağlıdır. Dünya üzerinde varlığımızı devam ettirebilmemiz. I milli birlik ve bütünlüğümüzü korumakla mümkündür. Bunun şartı da Müslümanlar arasındaki sevgi bağlarının ve kardeşlik duygularının kuvvetli olmasıdır. Kur’an’ın emri Peygamberimizin tavsiyesi budur. Müslümanın görevi de dinimizin kardeşlik konusundaki emirlerine uygun hareket etmektir.

 DİNİMİZDE HOŞGÖRÜ

 İnsanlar topluluk halinde yaşadıkları için birbirleri ile iyi geçinmek, birbirlerinin haklarına saygı göstermek ve hoşgörülü] davranmak zorundadırlar.

 Bizim için en yüksek ahlâk örneği olan sevgili Peygamberimizin insanlara karşı büyük bir hoşgörü sahibi olduğunu görüyoruz.

 Enes bin Malik diyor ki: “On yıl peygamberimizin hizmetinde bu­lundum, bana bir defa bile ‘Öf dediğini duymadım.”

 Uhud Savaşında, düşmanlar peygamberimize ok ve taşlarla saldırmışlar, mübarek dişini kırmışlar, yüzünü yaralamışlardı. Onların bu davranışlarına karşı sevgili peygamberimiz kötü söz söylememiş, insan sevgisi ve hoşgörünün en güzel örneğini vere­rek şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Milletimi bağışla, onlar ne yapaklarını bilmiyorlar.”

 Allah Teâla Kur’an’ı Kerim de gerçek mü’minleri: “Öfkelerini ye­nenler, insanların kusurlarını bağışlayanlar” olarak övüyor ve insanlara karşı nasıl bir hoşgörü içinde olacağımızı öğretiyor.

Düşünce ve inançları bizden farklı olan kişilere karşı dav­ranışlarımız ölçülü ve hoşgörülü olmalıdır. Müslümanlar sadece kendi din kardeşlerine değil, tarih boyunca başka dinlerden olan­lara karşı da hoşgörülü davranmışlardır.

 Peygamber Efendimiz Müslümanların birbirlerine karşı nasıl ‘davranmaları gerektiğini şöyle açıklamıştır: “Mü’min uysaldır. Başkaları ile iyi geçinir. Kendisi ile iyi geçinilir. İyi geçinmeyen, ken­disi ile de iyi geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.”

 Milletçe huzur ve mutluluk içinde. yaşayabilmemizin şartlarından biri de birbirimize karşı hoşgörülü davranmaktır. Bu hoş­görü, kasıtlı olarak yapılan kötülüklere göz yummak, ses çıkarmamak demek değildir. Böyle durumlarda yapıcı bir yaklaşımla ve güzel sözlerle kötülükleri düzeltmek görevimizdir.

 

MİLLÎ BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİN SAĞLANMASINDA ÜZERİMİZE DÜŞEN GÖREVLER

 Şehitlerin kanlarıyla yoğrulan mübarek vatanımızda, ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde varlığımızı devam ettirebilmemiz, birlik ve beraberliğimizin korunmasına bağlıdır.

 Bunu sağlamak için:

a)      Müslüman olarak, birbirimizin din kardeşi olduğunu bilmeli, dargın olanlar varsa barıştırmalı, aralarını düzeltmeye çalışmalıyız.

 b)      Kendimiz için sevdiğimiz şeyleri, din kardeşlerimiz için de sevip arzu etmeli, kendimiz için hoşlanmadığımız şeyleri başkalarına reva görmemeliyiz.

c)      Felâkete uğrayan, sıkıntıya düşen din kardeşlerimizin üzün­tülerini paylaşmalı ve elimizden gelen yardımı yapmalıyız.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “İyilikte ve fenalıktan sakınmakta) yardımlasın.”

 d)     Milli bütünlüğümüzü bozmaya ve bizi birbirimize düşürmeye çalışan bozgunculara karşı dikkatli olmalı, bu gibilerin sözlerine  inanmamalıyız.

 Yüce Allah bu konuda Müslümanları şöyle uyarıyor:

 “Ey İnananları Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.”

 e)      Milli bütünlüğümüzün sağlanmasında çok önemli rolü olan dini inançlarımızı bozmaya ve böylece vatan ve milletimizi bölmeye çalışan fesatçıların aldatmalarına inanmamalı, dini konularda bilmediklerimizi gerçek bilgi sahiplerinden sorup öğrenmeliyiz

 f)       Vatan ve millet sevgisinin imandan olduğunu bilerek Müslümanlar arasında kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine çalışmalıyız.

 BAYRAK SEVGİSİ

Bayrak bir milletin şerefi, istiklâl ve hürriyetinin sembolüdür.

 Peygamberimizin zamanında yapılan savaşlarda İslâm ordularında bayrak bulunur ve buna çok önem verilirdi. Hayber savaşında büyük kahramanlık gösteren Hz. Ali’ye bayrağı bizzat; I peygamberimiz teslim etmiştir. İstanbul’un fethinde Ulubatlı Hasan bayrağımızı surlara dikerek fethin ilk müdesini vermiş, kendisi diktiği bayrağın dibinde şehit olmuştur.

 Müslümanlarla Bizanslılar arasında 629 yılında yapılan Mû’te savaşında İslâm ordusunun kumandanı Hz. Zeyd idi. Peygamberimiz, İslâm ordusunu Medine’den uğurlarken sancağı kendi eliyle ordu kumandanı olan Zeyd’e teslim etmiş ve: “Eğer şehit olursan] sancağı Cafer alacak…” demişti. Savaşta Zeyd şehit düşünce Peygamberimizin buyurduğu gibi Sancağı Hz.  Cafer almıştı. Savaş bütün şiddeti ile devam ederken bayrağı taşıyan Cafer’in sağ eli kesilince onu sol eline almış,   o da kesilince iki kolu arasına alıp sımsıkı sarılmış, şehit oluncaya kadar bayrağı yere düşürmemiştir.

 Görülüyor ki, bayrağa Müslümanlık’ta kutsal bir değer verilmiş, saygı duyulmuştur. Rengini şehitlerin kanından alan ay-yıldızlı bayrağımız Türk milletinin istiklâl ve hürriyetinin sembolüdür. Bayrak sadece bir kumaş parçası değildir.  Bayrak milletimizin namus ve şerefinin nişanı olan manevi değeri çok yüksek bir varlıktır.

 Bayrağı sevmek milletimizi sevmektir.

 Bayrağa saygı göstermek milletimizin namus ve şerefine saygı göstermektir.

 BAYRAK                                                             

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selâmlamadan uçan kuşun

 Yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder

Gölgende bana da bana da yer ver

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün

Gölgene sığındık.

 

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;

 Bansın güvercini, savaşın kartalı,

 Yüksek yerlerde açan çiçeğim

Senin altında doğdum

Senin dibinde öleceğim.

 

Tarihim, şerefim, şiirim her şeyim,

 Yer yüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim.

Arif Nihat ASYA

 

 İSTİKLÂL MARŞI

Birinci dünya savaşından sonra elimizde kalan son vatan parçası Anadolu düşmanlar tarafından işgal edilmiş, ezan sesleri susmuş, Türk milleti tarihinin en karanlık günlerini yaşıyordu. Türk ordusu milleti ile bütünleşerek dört koldan yurdumuza saldıran düşmanlara karşı bir ölüm-kalım savaşma girişti.

 İstiklâl Marşı, Türk milletinin yürüttüğü bu kahramanca mücadeleyi dile getirmek, ordumuzun manevi gücünü yükseltmek amacıyla yazıldı. Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılan İstiklâl Marşı. 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.

 Mehmet Akif, Türk milletinin kan ağladığı o karanlık günlerde, Anadolu’yu dolaştı, milletin dertlerini yakından gördü, kurtuluş çarelerini gösterdi. Halkı düşmana karşı mücadeleye çağırdı. 0, milletimizin en karanlık günlerinde;

 “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.”

 diye haykırarak milletimize ümit, heyecan ve kuvvet verdi.

 İstiklâl Marşında, Türk milletinin tarih boyunca kutsal emanet olarak taşıdığı bayrak, vatan, millet, din, iman, istiklâl ve hürriyet gibi milleti, millet yapan maddi ve manevi değerler yer almıştır.

 İstiklâl Marşı, Milletimizin varlığının, istiklâl ve hürriyetinin bir ifadesidir. İstiklâl marşında milletimizin imanı, kahramanlığı, şan ve şerefle dolu tarihi yatmaktadır.

 İstiklâl Marşı, milli varlığımızın sembolüdür. Mehmet Akif, bu şiiri  kahraman  ordumuza hediye  etmiş,   Safahat kitabına bile almamış; “Bu, benim değil milletimindir.” demiştir. Türk milletinin evlâtları olarak İstiklâl Marşı’nın heyecanını duymak, ona derinden saygı duymak hepimizin görevidir.

 

İSTİKLÂL MARŞI

Korkma! sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak.

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

 O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!

 O benimdir, O benim milletimindir ancak.

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!

Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celâl?

 Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl.

 Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklâl.

 Mehmet Akif ERSOY

  ŞEHİTLİK VE GAZİLİK

Allah yolunda, din. vatan ve millet uğrunda savaşırken ölenlere şehid, sağ kalanlara da gazi denir.

 Yüce Allah Kur’anı Kerim’de: “Allah yolunda öldürülenler için ölüler demeyiniz. Onlar ölü değil diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.” buyurmuş ve şehitlerin ölmezliğini ifade etmiştir.

 Ölümlerin en güzeli ve en şereflisi şehid olarak ölmektir. Sevgili Peygamberimiz: “Sizden biriniz, karınca ısırdığı zaman ne kadar acı duyarsa, şehid olan kimse de ölüm acısını ancak o kadar duyar” buyurarak şehidlerin ölüm acısını bile duymayacağını bildirmiştir.

Şehitlik günahların bağışlanmasına vesile olan çok faziletli biri ameldir. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Şehidin kul borcundan başka bütün günahlarını Allah affeder.”

 Türk Milleti, “Ölürsem şehid, kalırsam gazi” inancı ile tarihte büyük zaferler kazanmış, son olarak bir öîüm-kalım savaşı olan I İstiklâl harbi de bu inançla kazanılmıştır.

 Büyük şairlerimizden Yahya Kemal. “26 Ağustos 1922” başlıklı şiiri ile Türk Milletinin duygularını şöyle dile getirmiştir:

 Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi!

Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi!

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâmın.

 Atalarımızın bize emanet ettiği mübarek vatanımızı gerek­tiğinde aynı inançla korumak ve bu uğurda canımızı seve seve vermeye hazır olmak en kutsal görevimizdir.

 

BÜYÜKLERİMİZİ SAYGI İLE ANMAK

Bugün mübarek vatan toprakları üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşıyorsak bunu, önce Yüce Allah’ın yardımına, sonra şanlı tarihimizin büyük kahramanlarına borçluyuz. Eğer onlar olma] saydı; Türk milleti varlığını günümüze kadar devam ettiremez huzur ve güven içinde yaşayamazdık. Tarihimizde ünlü devlet] adamları, eşsiz zaferler kazanan büyük kahramanlar ve dünyaya ışık tutan çok sayıda bilim adamı yetişmiştir. Bunlardan sadece birkaçını hatırlatmakla yetineceğiz:

 1071 tarihinde Malazgirt Zaferini kazanan büyük Türk hakanı Alparslan. İslâm ülkelerini büyük bir tehlikeden kurtarmış. Ana­dolu topraklarını Türk milletine vatan yapmıştır.

 1453’te İstanbul’u fethederek milletimize armağan eden ve böylece Peygamberimizin övgüsünü kazanan Fatih Sultan Meh­met, orta çağı kapatıp yeni bir çağ açarak dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir,

 Osman Gazi’nin uğurlu elleri ile temelleri atılan bir beyliği dünyanın en büyük imparatorluklarından biri haline getiren Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Süleyman, üç kıta üzerinde yüzyıllarca Müslüman Türk’ün bayrağını şerefle taşıyan milletimi­zi altın çağma ulaştırmıştır.

 Dünya tarihinin yetiştirdiği en büyük sanatkârlardan biri olan Mimar Sinan, dünyanın hayranlıkla seyrettiği Süleymaniye ve Se­limiye gibi eşsiz sanat eserleri ile yurdumuzu süslemiş ve bize, paha biçilmez zengin bir medeniyet miras bırakmıştır.

 1914 yılında başlayıp dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı so­nunda Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik düşmesi üzerine elimiz­de kalan son vatan parçası Anadolu topraklan düşmanlar tarafından taksim edilerek işgal edilmeye başlanmıştı. Amaçları; tarih boyunca daima hür ve bağımsız olarak yaşamış olan Türk milletini yok ederek tarihten silmekti.

 Düşmanlar işgal ettikleri yerlerde milletimize her türlü zulüm ve kötülüğü yapıyor, kundaktaki bebekler, ak sakallı dedeler süngülenerek vahşice öldürülüyor, şerefli Türk anası kucağındaki yavrusu ile ateşe atılarak diri diri yakılıyordu. Halkın malını mülkünü yağma eden düşman, evleri ateşe veriyor, alıp götüremediği hayvanları bile kurşunlayarak öldürüyordu.

 Vatan semalarını kara bulutlar kaplamış, göklere uzanan mi­narelerinden asırlardan beri okunan ezan sesleri susmuş, Türk milleti tarihinin en karanlık ve acıklı günlerini yaşıyordu.

 Atalarımızın   bize   kutsal   bir   emanet   olarak   bıraktığı   mübarek vatanımızı düşmanlardan kurtarmak gerekiyordu. Bu yapılmazsa Türk milleti ya tamamen yok olup gidecek veya düşmanların kölesi olacaktı.

 Bu korkunç durum karşısında; tarih boyunca daima hür yaşamış olan milletimiz, düşmanlara karşı amansız bir müca­deleye girişti. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde “Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Türk milleti şanlı ordusu ile bütünleşti. Kalbindeki sarsılmaz imanı ve millî kahramanlarımızın üstün gayretleri sayesinde büyük başarılar gösterdi.

 Nihayet 30 Ağustos 1922 günü tarihinin en büyük zaferlerinden birini daha kazanarak yurdumuzu düşmanlardan temizledi ve bize üzerinde yaşadığımız mübarek vatan topraklarını emanet etti. Böylece birinci dünya savaşı sonunda parçalanan Osmanlı İmparatorluğunun yerine hür ve bağımsız yeni bir Türk Devleti “Türkiye Cumhuriyeti” doğdu.

 Bize küçük bir iyilik yapana bile teşekkür eder saygı duyarız. Dünya çapında büyük işler başaran, tarih boyunca milletimize hizmet eden, bize zengin bir kültür ve medeniyet miras bırakan ve üzerinde yaşadığımız mübarek vatan topraklarını emanet eden  Türk büyüklerini ve  milli  kahramanlarımızı  saygı  ile  anmak \ üzerimize düşen bir görevdir.

 

MİLLÎ BAYRAMLARIMIZ

Kurtuluş savaşının başlangıcından yeni Türk devletinin doğu­şuna kadar geçen süre içinde;   

1.        Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Kurtuluş savaşını başlatmak) üzere 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı tarih, “Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı olarak,

 2.        23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin) açılarak Devletimizin temelinin atıldığı tarih, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı!’ olarak,

3.        Türk ordusunun, yurdumuzu işgal eden düşmanların kesin bir yenilgiye uğratarak büyük bir zafer kazandığı 30 Ağustos 1922 tarihi, “Zafer Bayramı!’ olarak

 4.        Devletimizin idare şeklinin ilân edildiği 29 Ekim 1923 tarihi,] “Cumhuriyet Bayramı!’ olarak, kabul edilmiştir.

 Bu günler, her yıl millî bayram olarak kutlanmaktadır.

 

DEVLETE KARŞI GÖREVLERİMİZ

Vatan topraklan üzerinde yaşayan milleti idare eden teşkilâta devlet denir.

 Canımızı, malımızı, dinimizi, namus ve şerefimizi, dış ve düşmanlara karşı koruyan devlettir.

 Devlet olmasa insan, kendi kendini düşmanlara karşı koruyamaz, huzur ve güven içinde yaşayamaz, güçlüler zayıfları ezer, canımız, malımız, dinimiz, na­musumuz, tehlikeye düşer. Devletsiz millet ya yok olup gider veya düşmanların kölesi olur.

 

Devletin Başlıca Görevleri:

 a)  Yurdumuzu, milletimizi, düşmanlara karşı korumak, can ye mal güvenliğini sağlamak,

b)  Eğitim, sağlık, yol, su. haberleşme gibi hususlarda milletin ihtiyacını karşılamak.

c)  Ülkenin kalkınması, vatandaşların huzur ve mutluluğunun sağlanması.için gerekli tedbirleri almak.

 Devletin bunları yapabilmesi için milletin Devlete karşı görevlerini yerine getirmesi gerekir. Millet devlete karşı görevlerini ne kadar iyi yaparsa devlet de millete o derece iyi hizmet eder.

 

Devlete Karşı Başlıca Görevlerimiz Şunlardır:

 1)      Vergi Vermek:

 Devlet, yukarıda saydığımız bu hizmetleri vatandaşların ödedikleri vergilerle yapar. Bir kimse vergisini ödemediği veya eksik ödediği halde başkalarının tam olarak ödediği vergilerle yapılan hizmetlerden yararlanırsa, haksızlık etmiş olur. Yapılan işe katkısı olmadığı halde karma ortak olmak haksızlıktır.

 Hakkı olmadığı bir şeyi eline geçirmek, devletin malını, milletin hakkını çalmaktır. Allah’a inanan, milletini seven hiçbir Müslüman böyle bir davranışta bulunmaz, üzerinde milyonlarca insanın hakkı olduğu halde Allah’ın huzurunda kolay hesap veremez, sorumluluktan kurtulamaz.

 Şu mübarek vatan topraklan üzerinde canımızın, malımızın, şeref ve namusumuzun güven içinde bulunması, devletimizin güçlü ve milletimizin mutlu olması için vergilerimizi zamanında ve tam olarak ödememiz gerekir.

 

2- Kanunlara Saygılı Olmak, Halkın Huzuru ve Güvenliği İçin Konulan Kurallara Uymak:

 Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

 “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.”

 Peygamber Efendimiz de:

 “Emire (iş başındakilere) itaat eden bana itaat etmiş, emire âsi olan bana âsi olmuş demektir.”  buyurarak yöneticilere itaat et­menin önemini belirtmiştir.

 

3) Askerlik Yapmak:

Devlete karşı önemli görevlerimizden biri de askerlik yapmaktır. Askerlik hem dini hem de milli kutsal bir görevdir. İç ve dış düşmanlara karşı vatanımızı ordumuz korumaktadır.

Sevgili Peygamberimiz askerde nöbet beklemenin fazileti hakkında şöyle buyuruyor:

 “Bir gün bir gece sınır boyunda nöbet beklemek, gündüzleri oruçla, geceleri de ibadetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Görev başında ölürse, yapmakta olduğu amelinin sevabı ve rızkı (şehitlerde olduğu gibi) devam eder ve kabir azabından kurtulur.”

 “İki göz vardır ki, onlara cehennem ateşi dokunmayacaktır: Biri Allah korkusundan ağlayan göz, diğeri Allah rızası için gece nöbet bekleyen göz.”

 

OKUMA:                                                         

Millet Malı Böyle Korunur…

Hz. Ali Halife iken bir gece millete ait işler için çalışıyordu. 0 sırada birisi özel bir iş için yanına girerek söze başladı.

Hz. Ali hemen ayağa kalktı ve orada yanmakta olan mumu söndürüp başka bir mum yaktı.

 Bu durumdan bir şey anlamayan misafir Hz. Ali’ye:

 –  Her ikisi de mum, durup dururken birini söndürüp diğerini niçin yaktığını, sormuş.

Hz. Ali adama şu cevabı vermiş:

 –  “Söndürdüğüm mum millet parası ile alınmıştır. Seninle özel olarak görüşürken onu kullanmaya hakkım yoktur. Onun için o mumu söndürdüm. Kendi param ile aldığım mumu yaktım.”

 İşte millet malı böyle korunur.

 “Hayber    kalesinin   fethedildiği    gün    peygamberimizin ashabından bir cemaat gelerek:

 –  Filanca şehid ve filanca şehiddir dediler, yine bir adamın yanından geçtiler filan adam da şehittir, dediler. Peygamberimiz (A.S.):

 –  Hayır, ben onu ganimetten (Millet malı) çaldığı hırka veya abaya bürünmüş olduğa halde cehennemde gördüm” dedi.

 Görülüyor ki, millete ait bir malı haksız olarak eline geçiren bu kişi, savaşta şehit olmasına rağmen cehennemden kurtula­mamıştır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,



0 Yorum YAPILMIS “ Milli Değerler ve Din ” iCiN




Not: Yorumunuz uygun gorulur ise onaylanip yayinlanacaktir.

İSLAMİYET Kategorisindeki Diger Yazilar

Mevlid Kandili’niz Mübarek Olsun

MEVLİD KANDİLİ’NİZ... 

2014 Yılı Dini Günler Listesi Tarihleri

2014 Yılı Dini Günler... 

Namaz Hakkında Çok Önemli Bilgiler

Namaz Hakkında Çok... 

Gusül(Boy)Abdesti Nasıl Alınır

Gusül(Boy)Abdesti Nasıl... 

Misvak Nedir? Yararları nelerdir

Bu yazımızda Misvak... 



Haftanın Videosu – EYLÜLLER

KÖŞE YAZARLARIMIZ

nihat_paran_kose_yazarlarimiz

asiyim_safak_kose_yazarlarimiz

DAVAM.AZ

DAVAM AZ

Get the Flash Player to see this player.

Populer Yazilar

Ahmet Şafak’ın Annesi Vefat Etmiştir

Değerli Sanatçımız,... 

Ülkücü Şehitlerimiz Resimleri ve O günler

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER Abdil... 

Bozkurtlar Fm 1. Şiir Yarışması

Sizlerden gelen istekler... 

Kilise ve Papa Severlere Birkaç Not

Kilise ve Papa Severlere... 

Baglantilar



YASAL UYARI:Bu sayfalarda yayinlanan hic bir yazi, gorsel, resim, analiz ve kullanicilara sunulan diger materyal izin alinmadan bir baska web sitesinde, yazili veya gorsel basin organlarinda yayinlanamaz. Bu sayfalarda yayinlanan bilgi, gorus, yorum, haber veya oneriler nedeniyle ortaya cikacak ticari kazanc veya kayiplardan sorumluluk kabul edilmez. Buradaki yazi, gorus ve yorumlar sayfa ziyaretcilerini veya sahislari sadece ve sadece bilgilendirme niteligi tasimaktadir.Bozkurtlar Fm Tum Yasal Haklarini Sakli Tutmaktadir.Yasal Uyariyi Dikkate Almayan Web Sitesi Sahipleri Hakkinda Bozkurtlar FM Avukati gerekli yasal islemleri baslatma hakkina sahiptir...RADYO BOZKURTLAR FM - SiZiN SESiNiZ SiZiN RADYONUZ 2009-2017