Loading ...
ulkucu-sanatcilar-yeni-albumler-tiklaulkucu-sehitler-ulku-ugruna-bolumufacebook-bozkurtlarfm-tikla twitter-bozkurtlarfm-tikla istek-hatti-ust-bozkurtlarfm


Nene Hatun, Tomris Hatun, Süyün Bike

Kahraman Türk Kadını Nene Hatun


Takvimler 7 Kasım 1877’yi gösteriyordu. Nene Hatun üç yıl önce evlenmişti. Henüz yirmisindeydi ve üç aylık bebeği vardı. On beş gün önce, köyleri Rus askerleri tarafından işgal edilince, ailesiyle Erzurum’a gelmişti. Türk ordusu uzunca bir zamandır birçok cephede çarpışıyordu. Doğu cephesinde de savaş bütün hızıyla devam ediyordu. Aslında Gazi Ahmet Muhtar Paşa şimdiye kadar düşmanın işini çoktan bitirecekti; ama hesapta olmayan bir düşman daha vardı.
Yıllarca bu topraklarda birlikte yaşadığımız Ermenilerden bir kısmı şimdi çeteler hâlinde geziyor, baskınlar yapıyor, mâsum insanları -hem de çoluk çocuk demeden- katlediyordu. Daha dün sabah, yakınlardaki bir köyde çeteler tarafından ağaca çivilenen bebeğin hikâyesini dinlemişti. Allah’ım bu nasıl bir vahşetti, bunu yapanların hiç mi vicdanı yoktu! Nene Hatun, asırlarca birlik ve beraberlik içinde yaşadıkları bu insanlardan bazılarının bugün niçin bu derece canavarlaştıklarını zaman zaman düşünüyor; fakat ikna edici bir cevap bulamıyordu. Bu çeteler yüzünden eli silâh tutan herkes cepheye gidemiyor, mâsumlar katledilmesin diye köylerde nöbet tutuluyordu.

Kerpiçten yapılma iki odalı evlerinin küçük odasında şafağın sökmesini bekleyen Nene Hatun, bir yandan sobanın yanı başındaki beşiğinde uyuyan bebeğini sallıyor, diğer yandan da mum ışığında sağ elindeki Mushaf’ı okumaya devam ediyordu. Birçok yakını cephedeydi. Uzun zamandır hiç birinden haber alamamıştı. Dün kuşluk vakti ağabeyini getirmişlerdi. Vücudunda boğaz boğaza çarpışmanın sebep olduğu çok derin süngü yaraları vardı.
Âdeta damarlarında kan kalmamıştı. Ve bir-iki saat sonra Nene Hatun’un kollarında ruhunu teslim etti. Nene Hatun, kutlu bir yolda canını veren ve şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa uçan ağabeyinin vücuduna sarılıp ağladı, ağladı, ağladı… Şehitlerin ardından ağlanmaz diye engel olmaya çalıştılar; ama Nene Hatun sadece ağabeyi için değil, vatan için de ağlıyordu.

Cepheden gelen son haberlere göre düşman çok kalabalıktı, ondan da önemlisi iyi silâhları vardı. Bunları düşünürken, dilinden hiç düşürmediği duasını bir kez daha tekrarladı: “Allah’ım, düşmanları Sen’in azamet ve kudretine havale ediyor ve şerlerinden Sana sığınıyoruz.”

Sabah ezanının okunmasına az bir zaman vardı. Dışarıdan gelen bağrışmalar ve silâh sesleriyle irkildiler. Eşinin dışarı çıkmasıyla içeri girmesi bir oldu ve kararlı bir şekilde şunları söyledi: “Ermeni çeteleri ve Rus askerleri tabyalara saldırmışlar, karşı koymaya gidiyoruz. Eğer dönemezsem ve düşman buraya kadar gelirse sakın teslim olmayın, alacaklarsa cesetlerinizi alsınlar. Allah’a emanet olun!” Ve sobanın yanında duran baltayı kaptığı gibi kapıdan yıldırım hızıyla tabyalara doğru koşmaya başladı.
Nene Hatun’un cesaretli ve soğukkanlı bir yapısı vardı. Kocasının kolay kolay geri dönmeyeceğini biliyordu. Arkasından “Allah yardımcınız olsun!” diye dua etti. Zaman hayli ilerlemişti. Silâh seslerinin ardı arkası kesilmiyordu. Abdestini tazeledi. Yüreği cephede, kulağı ezandaydı. Fakat minarelerden ezandan hemen önce farklı bir ses duyuldu. Aziziye Tabyaları’nın düşman eline geçtiği, askerlerin çoğunun şehit olduğu ilân ediliyordu. Çok dinleyemedi Nene Hatun. Çocuğunu öptü, kokladı; “Nâzım’ım seni bana Allah verdi, ben de seni yine O’na emanet ediyorum” dedi. Eline satırını ve şehit ağabeyinin tüfeğini aldığı gibi tabyalara doğru koşmaya başladı.

Tabyalarda mevzilenmiş çeteler ve düşman askerleri, kendilerine doğru akmakta olan iman ordusu karşısında sanki bütün Anadolu üzerlerine geliyormuş gibi hissettiler. Başlarındaki subayın “Ateş serbest!” emriyle namlular birbiri ardına patlamaya başladı. İlk sıralarda olanlar birer birer yere yığılıyordu; ama gelenlerin ardı arkası kesilecek gibi değildi. Düşman, hiç böyle bir direniş beklemiyordu. Yediden yetmişe bütün Erzurumlular, tabyaların demir kapılarını bir kâğıt gibi çiğneyerek düşmanın içerisine dalmıştı. Çeteler ve düşman askerleri sel sularında eriyen kar gibi eridi. Çarpışma kısa sürmüştü.
Nene Hatun, çetelerin olanca kinleriyle sökerek yere attıkları şanlı bayrağı düştüğü yerden aldı, alnına götürdü ve gözlerinden yaşlar boşanırken ait olduğu yere astı. Nene Hatun ve kahraman Anadolu insanının o sabah başlattıkları mücadele, düşman, vatan topraklarını terk edinceye kadar devam etti. İyi donanımlı düşman askerlerinden tabyalar geri alındı. Üç bin düşman askeri öldürülmüştü. Buna karşılık bin kadar şehit vardı. Varsın olsundu, vatan olmadıktan sonra yaşamanın ne mânâsı vardı?!..

Nene Hatun da omzundan yaralanmıştı. Ama o âdeta kendini unutmuş, yarası daha ağır olanların yardımına koşuyordu. Birkaç dakika öncesine kadar cephede mermi taşıyan, askerlere su dağıtan ve siper kazan kahraman kadın, şimdi yerini askerlerin yaralarını saran bir hastabakıcıya bırakmıştı. O gün Aziziye Tabyaları’nda, Müslüman-Türk tarihinde Nene Hatun’la sembolleşen altın bir sayfa daha açıldı. Allah için can siperâne mücadele veren Safiyye ve Nesibe Hatunların, Ûmm-û Hiramların, cepheye cephane taşırken donarak şehit olan Şerife Anaların, cephane arabasının boyunduruğunun bir tarafına elde kalan tek hayvanını, diğer tarafına da kendisini koşarak cepheye mermi taşıyan Ayşe Anaların oluşturduğu altın halkaya bir kahraman kadın daha eklendi.

Nene Hatun’un vatan için kahramanca verdiği mücadele bu kadarla da bitmemişti. O gün evde üç aylıkken bıraktığı oğlu Nâzım ve daha sonra doğan üç oğlundan ikisi, Birinci Dünya Harbi’nde canlarını vatana feda ettiler.

Ne mutlu sana Kahraman Ana. Kendin gazi, oğulların şehit…
Aziziye Tabyası’na diktiğin bayrak, bugün dalgalanmaya devam ediyor.

KAHRAMAN TÜRK KADINI

Necip Türk milletinin erkekleri kadar cesur ve basiretli kadınları da
milli mücadelelerde vatan ve bağımsızlığını canla başla korumuşlardır.
Yaradılış fıtratı olarak cesur evlatlar çıkarmış olan Türk milletinin
kadınlarıda birer cesaret, fazilet abidesi gibi erkeklerinin yanında
bulunmuşlardır.

Bu kahraman Türk kadınlarından bazıları şunlardır:

TOMRİS HATUN

Yüce hakanı Tomris Hatun, yaklaşık 2500 yıl önce
Türkistan’da devlet kurmuş olan Saka ve Peçenek Türklerinin hakanı idi
aynı çağda İran’da da Ahamenid Sülalesi hakim bulunuyordu. Bu sülale
zamanında İran orduları birkaç defa Türklerle savaşmışlardı. Tomris
Hatın’un hakan olduğu çağda, İran’lıların başında Kirus adında bir
hakan bulunuyordu. Daha önceleri Sakalarla savaşmış olan Kirus,
Peçeneklere saldırdı. Bu savaşın nedeni Kirus’un Tomris’le evlenmek
istemesi ve Tomris Hatun’un da bu teklifi reddetmesi idi. Bu reddin
nedeni o çağın usullerine göre çok önemliydi. Çünkü Tomris Hatun
Kirus’la evlenirse Tomris’in ülkesi Kirus’un olacaktı. Tomris’in red
cevabından sonra Tomris’in oğlu ile Kirus savaştı bu savaşı Kirus
kazandı. Bunu gururuna yediremeyen Tomris’in oğlu kahrından kendini
öldürdü.

Bu öncü savaşı kazanan gözü dönmüş Kirus Tomris ile savaşmaya
başladı ama Tomris Hatun’a feci şekilde yenildi.  Tomris Hatun, azılı
bir gaddar olan Kirus’un kafasını kan dolu bir fıçıya attırarak
“hayatında kan içmeye doyamamıştın, şimdi doya doya iç” dedi. Bu olay
yıllarca hatırlandı. Bu kadın başbuğ Tomris Hatun ulusunu ve yurdunu
çok seven Türk kadınlarından birisiydi.

SÜYÜN BİKE

Altın Orda Devletinin fiilen yıkımasından sonra ortaya
“Astrahan Hanlığı”, “Kırım Hanlığı”, Sibir Hanlığı” ve “Kazan
Hanlığı”  gibi küçük Türk devletleri çıktı.

Kazan Hanlığı, iç mücadelerlerle de sarsılınca gittikçe zayıflamış ve
Ruslar’ın müdahaleleri de o nispette artmıştır. Kazan’da iktidarı
elinde bulunduran zümre bu sebepten dolayı Han seçiminde Rusların
arzularına boyun eğmek zorunda kalarak Safa Giray’ı Han ilan ederler.
Safa Giray’da 1547’de ölür. Bunun üzerine oğlu Ötemiş Giray iki
yaşında Han olduğundan varisi Süyünbike devleti yönetir. Ruslar
1550’de Kazan’a hücum eder. Süyün Bike’de kahramanlar gibi savaşır ama
şehir düşer ve diğer Kazan Beyleri ile birlikte o da esir alınır.
Gemilere bindirildiklerinde halk gözleri yaşlı nehrin kenarında
beklemektedir.

Kazan Melikesi var gücüyle bağırır:

“Kazan… Kaygulu, kanlı şehir!.. Başından tacın düştü… Sen şimdi
dul kadın gibisin! Sen şimdi efendi değil, kul oldun!.. Sen başsız
arslan gibisin! Her devlet akıllı Han ile idare edilir, güçlü çeri ile
ayakta kalır!.. Bunlar olmayınca, herkes senden Hanlığı alır! Eski
günlerini, bayramlarını hatırlayıp, benim gibi ağla artık… Nerede
senin eski Hanlık bayramların? Nerede sendeki çocuklar, beğler,
Töreler?… Nerede senin genç kadınların, güzel kızların; onların şen
sesleri nerde?.. Hepsi kayboldu değil mi? Bundan sonra sende, bunların
yerine ağlamalar, inlemeler olacak!.. Sende bal akan ırmaklar,
pınarlar vardı… Bundan sonra onlarda senin evlatlarının kanları ve
gözyaşları akacak!.. Rus kılıçları onları kırıp geçirecek!.. Ey
Tanrım!.. Bizim en azgın düşmanımız olan İvan’a tez cezasını ver!..
Kazan’ın başına bu belaları açan Şeyh Ali ile Türeleri cezasız
bırakma! Onlar beni düşman eline düşürünceye kadar çalıştı; çekmiş
olduğum eziyet ve sıkıntıları onların da, onları umursamayan ve
ülkelerine sahip çıkmasını bilmeyen Kazanlıların da başına ver
Tanrım!.. Ver ki, bundan sonrakilere ibret ve ders olsun; başka Türk
Yurtlarının başına böylesi gelmesin!… “

Bu esir alınıştan sonra Süyün Bike’ye ne olduğu konusunda kesin bir
şey yoktur.

İparhan : Doğu Türkistan 1759 yılında Çin Mançu Yönetimi tarfından
işgal edildi. Uygur Türkleri vatanlarını işgal eden Çin ordusuna karşı
yıllarca direndiler. Tam 42 kez bağımsızlık mücadelesi verildi,
sonuçta sayı ve teçhizat bakımından kıyaslanamayacak derecede fazla
olan Çin ordusu, Rusların da yardımıyla bu mücadelelerden galip çıktı.
O dönemin Doğu Türkistan Hanlarından Cihangir Hoca şehit edildi.
Cihangir Hoca’nın eşi İparhan kocasının mücadele bayrağını ordunun
başına geçerek sürdürdü.

Büyük mücadelelerden sonra Çin ordusu tarafından esir alınan İparhan,
Pekin’e Çin İmparatoru Qienlung’a götürüldü. İmparatorun İparhan’a
evlenme teklifi İparhan tarafından şiddetle reddedildi.

Ve bu kahraman Türk Kadını iffeti ve milletinin geleceği için, bir
Çin’li ile evlenmektense canına kıydı. Bir kahraman gibi yaşadı ve bir
kahraman gibi şehit oldu. Türk kadınının yüreğinde “Gelinlerin Anası”
unvanıyla yaşayan kahraman İparhan’ı rahmetle anıyoruz.

 

Etiketler: , , , , , , ,



0 Yorum YAPILMIS “ Nene Hatun, Tomris Hatun, Süyün Bike ” iCiN




Not: Yorumunuz uygun gorulur ise onaylanip yayinlanacaktir.

MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARI Kategorisindeki Diger Yazilar

ATATÜRK İNKILAPLARI

Büyük önder Mustafa... 

ATATÜRK İLKELERİ

  ATATÜRK’ÜN KENDİ... 

ATATÜRK’ÜN HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk... 

Marşlar ve Şiirler

Bu Bölümümüzde Bir... 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği! Birinci... 

Nene Hatun, Tomris Hatun, Süyün Bike

Kahraman Türk Kadını... 

İsimsiz Kahraman Şerife Bacı

İnebolu’dan Kastamonu... 



Haftanın Videosu – EYLÜLLER

KÖŞE YAZARLARIMIZ

nihat_paran_kose_yazarlarimiz

asiyim_safak_kose_yazarlarimiz

DAVAM.AZ

DAVAM AZ

Get the Flash Player to see this player.

Populer Yazilar

Ahmet Şafak’ın Annesi Vefat Etmiştir

Değerli Sanatçımız,... 

Ülkücü Şehitlerimiz Resimleri ve O günler

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER Abdil... 

Bozkurtlar Fm 1. Şiir Yarışması

Sizlerden gelen istekler... 

Kilise ve Papa Severlere Birkaç Not

Kilise ve Papa Severlere... 

Baglantilar



YASAL UYARI:Bu sayfalarda yayinlanan hic bir yazi, gorsel, resim, analiz ve kullanicilara sunulan diger materyal izin alinmadan bir baska web sitesinde, yazili veya gorsel basin organlarinda yayinlanamaz. Bu sayfalarda yayinlanan bilgi, gorus, yorum, haber veya oneriler nedeniyle ortaya cikacak ticari kazanc veya kayiplardan sorumluluk kabul edilmez. Buradaki yazi, gorus ve yorumlar sayfa ziyaretcilerini veya sahislari sadece ve sadece bilgilendirme niteligi tasimaktadir.Bozkurtlar Fm Tum Yasal Haklarini Sakli Tutmaktadir.Yasal Uyariyi Dikkate Almayan Web Sitesi Sahipleri Hakkinda Bozkurtlar FM Avukati gerekli yasal islemleri baslatma hakkina sahiptir...RADYO BOZKURTLAR FM - SiZiN SESiNiZ SiZiN RADYONUZ 2009-2017