Loading ...
ulkucu-sanatcilar-yeni-albumler-tiklaulkucu-sehitler-ulku-ugruna-bolumufacebook-bozkurtlarfm-tikla twitter-bozkurtlarfm-tikla istek-hatti-ust-bozkurtlarfm

728*90

Yaratılış Destanı

Altay Türkleri’ne ait bu destanın iki şekli vardır. Bunlar temel olarak birbirlerine benzerler; ama ayrıldıkları noktalar da vardır. İlki W. Radloff tarafından derlenmiş olup asıl destan da denmektedir. İkincisi ise V. Verbitsky tarafından derlenmiş olup ve asıl destandan daha değişik bir söyleyişe sahiptir.

 İki efsanede de tek bir yaratıcı Tanrı vardır. Asıl efsanede Tanrı, Kara Han (Kayra Han), Kuday ve Kurbustan adlarını taşırken, ikincil efsanede Ülgen, Bay-Ülgen adlarına sahiptir. İki destan da temel Türk kültüründen uzaktır. Yoğun bir dış etki (Çin ve İran) taşırlar. Bu yüzden bu efsaneleri, Türk kültürünün temel ürünleri olarak değil, yalnızca Türk kültüründen çok az izler taşıyan yabancı efsaneler olarak düşünebiliriz.

 Bu yaratılış efsanelerinde İran mitolojisinin ve Mani dininin geniş etkisinin olduğu görülmektedir. İkili düşünce ilkesi (dualizm) İran mitolojisinin en önemli özelliğidir. İran mitolojisinde Hürmüz, iyilik ilahıdır ve gökte oturur; Ehrimen ise yeraltında karanlıkların ilahıdır. Aynı durum Altay Türkleri’nin yaratılış destanlarında da vardır. Altay yaratılış destanlarında da Tanrı Kara Han gökte oturur, şeytan Erlik ise yer altında. Ama Erlik, Tanrı değildir; yalnızca güçlü bir şeytandır. Türk Tanrı düşüncesi, birden çok ilaha izin vermediğinden, İran mitolojisindeki ikili ilah sistemi, Altay yaratılış destanında tek ilahlı sisteme çevrilmiştir.

 İran mitolojisinde Hürmüz, birçok yaratık yaratır ve Ehrimen de bunların bir bölümünü kendisine vermesini ister; ama olumsuz yanıt alır. Aynı durum Altay yaratılış efsanesinde de söz konusudur. Kara Han (Ülgen) de birçok yaratık yaratır ve Erlik bunların bir kısmını kendine ister ama Tanrı Kara Han bunu reddeder.

 Altay yaratılış destanlarında, Eski Türkler’in herşeye gücü yeten ve günümüzdeki Tanrı inancının aynısı olan bir inanış yoktur. Altay yaratılış destanlarında Tanrı’ya yaratma eyleminde bazı varlıklar yardım eder (mesela Ak Ana ve Kişi yani Erlik). Bu yüzden bu efsanelerde her şeye kaadir bir Tanrı imajı yerine, yaratma eyleminde çeşitli varlık ve nesnelere başvuran bir ilah portresi çizilmiştir.

 Altay yaratılış efsanelerinin bazı kahramanları da yabancı adlar taşırlar; mesela Mandı-Şire, Şal-Yime vb. Bu efsanelerin motifleri de temel Eski Türk kültüründen epeyi uzaktır. Bu motifler Eski Türk kültüründe bulunmamaktadır. Mesela Tanrı’nın gökte oturması, yaratma eyleminde nesne ve kişilere başvurması, Ak-Ana, Tanrı’nın insanlarla doğrudan konuşması …gibi.

 Yukarıda da dediğimiz gibi bu efsaneler temel Türk kültüründen çok uzaktır. Zaten Altay Türkleri, dar ve kapalı bir çevrede kaldıklarından pek kültürel gelişme gösterememişler ve İran ile Çin’in yoğun kültür baskısı altında kalmışlardır. Bunun sonucu olarak da Altay Türkleri’nde öteki Türkler’deki kültür zenginliğini ve temel Türk kültürüne bağlılığı bulamayız. İşte bu nedenlerden ötürüdür ki, Altay yaratılış efsanelerini Türk kültürünün yapı taşları olarak düşünmek yerine, yabancı destanların biraz Türk motifleriyle karıştırılması sonucu ortaya çıkmış masalımsı halk rivayetleri olarak kabul etmeliyiz. Ayrıca Altay yaratılış efsanelerinde, Türk destanlarındaki güçlü yapı ve görkem de yoktur. Ergenekon ile karşılaştırılmaları bile bunu kolayca gözler önüne serer.

 Aşağıda önce asıl yaratılış efsanesi, sonra da ikicil yaratılış efsanesi yer almaktadır.

 W. Radloff’un derlediği Yaratılış Destanı

Her şeyden önce su vardı. Yer, ay, gök, güneş yoktu. Tanrı Kara Han (Kuday) ile Kişi vardı. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı.

 Tanrı Kara Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. Kara Han’ın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı’dan güçlü olduğunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. ”Bana yardım et !” diye bağırıp Kara Han’dan yardım istedi.

 Tanrı Kara Han izin verdi, Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı. Sonra Tanrı, ”Sağlam bir taş olsun !” dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kara Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kara Han, Kişi’ye ”Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar !” diye buyruk verdi. Kişi, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han’a götürdü.

 Kara Han, Kişi’nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken ”Yer olsun !” diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Kara Han, yine Kişi’ye ”Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar !” diye buyruk verdi. Kişi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kara Han’dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kara Han’dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Kara Han’a uzattı. Kara Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kara Han’ın suya serptiği toprak gibi, Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmağa başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kara Han’ın varlığını hissediyordu. O’ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı’ya yalvarmağa başladı: ”Tanrı ! Gerçek Tanrı ! Bana yardım et”.

 Kara Han, Kişi’ye ”Ağzındaki toprağı ne için sakladın” dedi. Kişi, ”Kendime yer yaratmak için saklamıştım” diye yanıt verdi. Kara Han da, ”Öyleyse at ağzından ve kurtul” dedi. Kişi’nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Kara Han, ”Artık sen günahlı oldun” dedi, ”Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek Kurbustan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun”.

 Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi. Kara Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. ”Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun !” dedi. Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Kara Han, ”Dokuz dalın her birinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun !” dedi.

 Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. Nedir acaba diye düşündü. Kara Han’a gürültünün nedenini sordu. Kara Han, ”Ben bir hakanım, sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır !” dedi. Erlik, Kara Han’dan bu insanları kendisine vermesini istedi. Kara Han, ”Olmaz !” diye karşıladı; ”Sen git kendi işine bak !”.

 Erlik’in canı sıkıldı. Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik, Kara Han bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü. O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar, şu yanıtı verdiler: ”Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeği yasakladı. Biz yalnızca Tanrı’nın izin verdiği, ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor.”

 Bu yanıt, Erlik’i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Doğanay (Törüngey) denilen erkeğe yaklaştı. Ona ”Kara Han size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz” dedi. Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi. Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi. Doğanay’ın karısı Ece (Eje), yanlarına geldi. Erlik, Doğanay ile Ece’ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi. Doğanay, Kara Han’ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Ece dayanamadı, yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Doğanay ile Ece’nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, her biri bir ağacın ardına saklandılar.

 Kara Han oraya geldi. İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi. Kara Han, ”Doğanay ! Ece ! Doğanay ! Ece !” diye haykırdı, ”Neredesiniz ?”. Doğanay ile Ece ”Ağaçların arkasındayız” dediler, ”Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz”. Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kara Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi. ”Şimdi sen de Erlik’ten bir parça oldun” diyerek yılana verdi ilk cezayı. ”İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler !” dedi. Ece’ye döndü, ”Sen, Erlik’in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın”. Doğanay’a da şöyle diyerek cezasını verdi: ”Erlik’in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik’in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar, karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös (Şeytan, Erlik) bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.”

 Kara Han, Erlik’e de kızdı. ”Benim adamlarımı niçin aldattın ?” diye sordu öfkeyle. Erlik ”Ben istedim, sen vermedin” dedi, ”Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım”. Kara Han da, ”Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum” diyerek Erlik’i cezalandırdı. Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi. ”Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok” dedi, ”Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul’u (May-Tere) göndereceğim”.

 Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, Gök Oğul’a yalvardı: ”Ey Gök Oğul, bana yardım et. Kara Han’dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana”. Gök Oğul, Erlik’in dileğini Kara Han’a iletti. Kara Han aldırış etmedi. Gök Oğul, altmış yıl yalvardı. Sonunda Kara Han, Erlik’e haber gönderdi: ”Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin !” Erlik, söz verdi. Kara Han’ın katına çıktı. Baş eğdi. ”Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım” diye yalvardı. Kara Han, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular. Kara Han’ın en sevgili kullarından olan Ulu Kişi (Mandı-Şire), bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü: ”Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik’in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor.” Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik’e savaş açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. Ateş ile vurup Ulu Kişi’yi kaçırdı. Ulu Kişi, Kara Han’ın katına çıktı. Kara Han, ”Nereden geliyorsun ?” dedi. Ulu Kişi, ”Erlik’in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde bin bir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik’in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik’le savaştım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı” diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi. Kara Han, üzülmemesini söyledi. ”Erlik’e benden başka kimsenin gücü yetmez” dedi, ”Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak”. Ulu Kişi’nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.

 Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı. O gün Kara Han, Ulu Kişi’yi yanına çağırdı. ”Var git. Güçlendin artık. Erlik’in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin” dedi, ”Sana, kendi gücümden güç verdim”. Ulu Kişi şaşırdı: ”Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik’i nasıl yok edebilirim ?”. Kara Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu. Görklü Tanrı’nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik’in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

 Erlik, varıp Kara Han’dan kendine yeni bir yer istedi. ”Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı” dedi. Kara Han, Erlik’i yerin altındaki karanlıklar ülkesine sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. ”Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim” dedi. Bunun üzerine Erlik, ”Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim” dedi. Kara Han, ”Hayır, onları da sana vermeyeceğim” dedi, ”İstiyorsan kendin yarat”. Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. Vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu. Sonunda Kara Han, Erlik’in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kara Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur. Kara Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.

 Bu olanlardan sonra Kara Han, insanlara ”Ben size mal verdim, aş verdim. Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim” dedi.

 Yardımcı ruhlarına döndü: ”Gün Aşan (Şal-Yime); sen, içki içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri koruma. Benim için, bir de hakanları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.

 İnsanlar ! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Kötü ruhlar size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ (Yapkara), Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar; size yardımcı olacaklar.

 Ağca Dağ ! Gözlerini dört aç. Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi’ye söyle; o güçlüdür.

 Gün Aşan ! Sen de iyi dinle. Kötü ruhlar, yeraltındaki karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar. Çıkarlarsa, hemen Gök Oğul’a bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları koğar.

 Alma Ata (Bodo-Sungkü), Ay’ı ve Güneş’i bekleyecek. Ulu Kişi, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak. Gök Oğul, kötüleri iyilerden uzaklaştıracak.

 Ulu Kişi, sen de kötü ruhlarla savaş. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret. Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret”.

 Sonra, Kara Han uzaklaştı. Ulu Kişi, Kara Han’ın sözlerini yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu. Gün geldi, Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı: ”Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek”. Bir yel geldi, Ulu Kişi’yi uçurup götürdü. Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara ”Ulu Kişi’yi Tanrı Kara Han, yanına aldı. Artık, onu bulamazsınız. Gün gelecek, beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceğim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Kara Han böyle istedi” dedi.

 İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti.

 V. Verbitskiy Tarafından Derlenen Yaratılış Destanı

Gök yoktu, yer yoktu. Yalnızca, sonu olmayan bir deniz vardı. Tanrı Ülgen, bu denizin üzerinde uçuyordu. Konacak sert bir yer arıyordu, bulamıyordu. Böyle uçarken gönlüne doğdu. Bir ses ”Önündeki nesneyi yakala” diye fısıldadı. Ülgen, bu fısıltıyı yineledi. Ellerini öne doğru uzattı. O sırada su yüzüne bir taş çıkmıştı. Ülgen, taşı yakaladı, üzerine kondu. Taşın üstünde ne yapacağını düşündü. Uçsuz bucaksız suyun içinden Ak Ana (Ak Ene), süzülüp Ülgen’in karşısına çıktı ve ”Yarat” dedi; üç kez yineledi. Ülgen ”Nasıl ?” diye sordu. Ak Ana ”Yaptım oldu de, yaptım olmadı deme” dedi. Sonra, Ak Ana kayboldu. Bir daha da görünmedi. Ülgen, insanlara şu buyruğu verdi. ”Var olana yok demeyin; vara yok diyen de yok olur !”.

 Ülgen, ”Yer yaratılsın !” dedi; yer yaratıldı. ”Gökler yaratılsın !” diye buyurdu; gökler yaratıldı. Sonra, üç büyük balık yaratıp, yeri onların üzerine yerleştirdi. Balıklardan ikisini yerin kenarına, üçüncüsünü ortasına temel yaptı. Ortada bulunan balığın başı kuzey yönündedir. Bu balık başını eğerse, dünyayı sel götürür. Başını daha aşağı eğerse, yeryüzünde su basmadık bir avuç yer kalmaz. Onun için bu balık, büyük bir zincirle bir direğe bağlanmıştır. Onu, Ulu Kişi (Mandı-Şire) yönetir.

 Ülgen, dünyayı yaratırken ay ve gün ışığının dokunduğu Altın Dağ’da oturdu. Bu dağ, gökyüzü ile yeryüzü arasında idi.

 Bizim Ay ve Güneş’imizin dünyasından başka, doksan dokuz dünya daha yaratılmıştır. Bunların hepsinde birer uçmag (cennet), birer tamu (cehennem) vardır. Her birinde insanlar bulunur. En büyük dünya, Han Kurbustan Tengere’dir. Bay-Ülgen, bu âlemin yönetimini yardımcılarından olan Mangızın Matmas Burkan adlı ruha vermiştir. Bu âlemin bulunduğu dünyanın adı Altın Telegey’dir. Cehennemi, Mangız Toçiri Tamu’dur. Bu tamuyu, Matman Kara adlı bir zebani yönetir.

 Doksan dokuz âlemin ortancası, Ezre Kurbustan Tengere’dir. Ezre Tengere’yi, Belgin Keratlu Türün adlı melek yönetir. Bulunduğu dünyanın adı, Altın Şarka’dır. Cehennemi, Tüpken Kara Tamu’dur. Tüpken Kara Tamu’nun başındaki zebaninin adı, Matman Karakçı Han’dır.

 İnsanoğullarının yaşadığı bizim dünyamız, en küçük âlemdir. Adına, Kara Tengere Dünyası denilir. Bu dünyayı, Ulu Kişi yönetir. Cehenneminin adı, Kara Teş’tir ve bu cehennemin zebanisi, Kerey Han adında bir ruhtur. Bizim dünyamızın üzerinde otuz üç kat gök vardır.

 Bay-Ülgen, birgün denize bakarken, suyun üstünde bir toprak parçasının yüzdüğünü gördü. Toprağın üzeri, insan gövdesine benzeyen bir kil tabakası ile kaplıydı. Bay-Ülgen, ”Bu cansız toprak, kişi olsun !” diye buyurdu. Toprak, kişi oldu. Ülgen, ona Erlik adını verdi; olduğu yere bıraktı. Erlik, giderek Ülgen’i buldu. Ülgen de onu yanına aldı. Bir zaman sonra Erlik, Ülgen’i kıskandı. Ondan daha güçlü olmak istedi. Ülgen’e imrendi, ”Ben de onun gibi olmalıyım” diye düşündü. Düşüne düşüne Ülgen’e düşman oldu. Bunu anlayan Ülgen, Gök oğul’u (May-Tere) yarattı. Sonra da, bizim dünyamızda yaşayan insanları biçimlendirdi. Bunların kemikleri kamıştan, etleri topraktan oldu. En sonra da, yine bir kişi olan Ulu Kişi’yi canlandırdı. Ona ”Bu insanları sen yönet” diye buyurdu.

DESTANLARIMIZ SAYFASINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ >>>



0 Yorum YAPILMIS “ Yaratılış Destanı ” iCiN

Yorum Bolumu Kapali


Haftanın Videosu – EYLÜLLER

KÖŞE YAZARLARIMIZ

nihat_paran_kose_yazarlarimiz

asiyim_safak_kose_yazarlarimiz

DAVAM.AZ

DAVAM AZ

Get the Flash Player to see this player.

Popüler Yazılar

Ahmet Şafak’ın Annesi Vefat Etmiştir

Değerli Sanatçımız,... 

Ülkücü Şehitlerimiz Resimleri ve O günler

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER Abdil... 

Bozkurtlar Fm 1. Şiir Yarışması

Sizlerden gelen istekler... 

Kilise ve Papa Severlere Birkaç Not

Kilise ve Papa Severlere... 

Rastgele Yazılar

Asiyim Şafak Yazıyor – NAZAR

Asiyim Şafak Yazıyor... 

ATATÜRK’ÜN HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk... 

BOZKURT RESİMLERİ

BOZKURT RESİMLERİ –... 

ATAMIZI SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ – 76. YIL

ATAMIZI SAYGI VE ÖZLEMLE... 



YASAL UYARI:Bu sayfalarda yayinlanan hic bir yazi, gorsel, resim, analiz ve kullanicilara sunulan diger materyal izin alinmadan bir baska web sitesinde, yazili veya gorsel basin organlarinda yayinlanamaz. Bu sayfalarda yayinlanan bilgi, gorus, yorum, haber veya oneriler nedeniyle ortaya cikacak ticari kazanc veya kayiplardan sorumluluk kabul edilmez. Buradaki yazi, gorus ve yorumlar sayfa ziyaretcilerini veya sahislari sadece ve sadece bilgilendirme niteligi tasimaktadir.Bozkurtlar Fm Tum Yasal Haklarini Sakli Tutmaktadir.Yasal Uyariyi Dikkate Almayan Web Sitesi Sahipleri Hakkinda Bozkurtlar FM Avukati gerekli yasal islemleri baslatma hakkina sahiptir...RADYO BOZKURTLAR FM - SiZiN SESiNiZ SiZiN RADYONUZ 2009-2017