ulkucu-Radyo-Bozkurtlarfm-istek-hatti ulkucu-radyo-bozkurtlarfm-reklam-alani-orta-köşesi ulkucu-Radyo-Bozkurtlarfm-2026 Karadeniz Müzikleri Ülkücü Radyo Tanıtım

BOZKURTLAR FM ANDROID RADYO iNDiR

Aşık Sefai Kimdir ? 1956

Aşık Sefai asıl adı Ayhan Akyüz’dür. 1956 yılında, Trabzon’un Yomra ilçesine bağlı Tepeköy’de doğmuştur.

Aşık Sefai Konak sülalesinden Davut Ağa’nın oğludur. İlkokulu Amasya’da, ortaokulu Kayseri’de, Lise’yi Erzurum’da bitirir. Burdur Eğitim Fakültesinde okurken Şeker Şirketi’nde çalışmaya başlar, Mardin Yol Su Elektrik Müdürlüğü emrinde çalışmasını sürdürür, bir süre de öğretmenlik yapar. Öğretmenlikten sonra Orta Anadolu dağ köylerinde çerçilik yaparak hayatını kazanmıştır (Duman 1995: 157; Alptekin ve Sakaoğlu 2008: 180). Saz da çalabilen Aşık Sefai, aşık sohbetlerine ve atışmalara katılır. (Duman 1995: 157). Akyüz, evli ve iki çocuk babasıdır.

Aşık Sefa, kendisi gibi ailesinde de halk şiiriyle ilgilenenlerin olduğunu ifade eder. Aşık Sefai, ozanların piri Dede Korkut’tan günümüze gelen süreçte Kul Mustafa’dan Meydani’ye, Murat Çobanoğlu’ndan Şeref Taşlıova’ya, Sefil Selimi’ye nice âşığın kendisini etkilediğini ve asıl ustasının Âşık Hasreti olduğunu şu cümlelerle ifade eder: “Hasreti Hoca, gölgesiyle döğüşen bir insandı, aynada kendisiyle kavga eden bir insandı. Ben ona on üç yıl çıraklık yaptım hem de öğretmen olduktan sonra, bu kolay bir şey değildir. Ayrıca onda olumsuzlukların her türünü gördüm, onun tersi olarak bu hâle geldim.” (Uğur 2010: 94-5). Usta çırak ilişkisine göre yetişen Aşık Sefai’nin çırakları da bulunmaktadır. Yetiştirdiği âşıklardan bir kısmı için sitemde bulunan Sefâî, “Yetiştirdiğim âşıklardan bir kısmı sanata yöneldi, meseleye materyal açıdan baktı” diyerek eleştirir. Mustafa Yıldızdoğan ve Osman Öztunç’un ustası olan Aşık Sefai, birçok âşığa ustalık yapmasına rağmen Serdarcan şeklinde ifade ettiği Serdar Sönmez’in “yüzük taşı” olduğunu söyler (Uğur 2010: 95).

Aşık, kendisini destan şairi olarak niteler. “Aşıklığım da var; ancak ozan değilim. Bana göre ozan halkın içinden beslenip elde ettiği birikimi yine halka verendir. Âşıklık ise doğrudan doğruya Hak’tan alıp halka vermektir” (Uğur 2010: 93). Şiir söylemeye 1969’da başlayan Sefai ilk şiirlerini nitelikten uzak, benlik duygularıyla yazılmış, hamlık dönemine ait şiirler olarak nitelendirir. Sefai, rüya görme ve bade içme motifine inanır (Uğur 2010: 93). Aşık Sefai, aşık meclisleri konusunda “Aşk meclisleri, aşk taşıyan insanlarla kurulur. Kaldı ki bu zamanda insanlar aşkı bir yana bırakın, kendisini bile taşıyamıyor. Keşke aşk ehlinin meclisleri olsa da gitsek” şeklinde ifade eder. Aşık Sefai zamanında Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu, Aşık Feymani, Âşık Meydanî, Âşık Hasreti, Kul Nuri gibi zamanın usta denilebilecek âşıklarıyla çeşitli ortamlarda, büyük meydanlarda atışmalarda bulunur. Sefai’ye göre atışma, bir gönül hâlidir ve ancak ehli gönülle yapılır. Sefai’ye göre taşlama gibi yergi içeren atışma türleri, âşıklığın ispat edilme çabasıdır ve benliğin sözdeki tecellisidir. Sefai, kendisini karşısındakinden üstün görmeye çalışması, onun şanını ve yüceliğini değil, tam aksine acziyetini gösterir (Uğur 2010: 94).

Aşık Sefai mahlasını nasıl aldığı konusunda, “Bir zamanlar, Seyrani şenliklerindeydik. O sıra bir huzursuzluk oldu. Ben o esnada bir şeyler söyledim ve huzursuzluk kayboldu. Bana orada bulunanlar, “Allah razı olsun, hoşluk getirdin, sefa getirdin, sefa oldu; senin adın Sefai olsun, hoşluk getiren olsun” dediler. Mahlasımı kendim almadım, Hasreti Hoca verdi diyebilirim. (Uğur 2010: 95). Kendisini herhangi bir âşıklık kolundan ziyade, “Dede Korkut geleneğinin devamcısı” olarak görür (Uğur 2010: 96).

Sefai şiirlerini, davet edildiği takdirde büyük yayla şenliklerinde icra eder. Bununla birlikte Sefai, yarışmalara hiçbir surette katılmadığını söyler ve ekler. “Aşık dediğin Dede Korkut’u temsil eder. Dede Korkut’a çık da söyle bakalım diyebilecek yiğit. Ben ihanet edemem Dede Korkut’a” (Uğur 2010: 96).

Aşık Sefai, ender de olsa irticalen şiirler söylediğini ifade eder. Sipariş üzerine şiir söylemez. Sefai bununla birlikte, bir iki şiir haricinde hiçbir zaman şiir yazmak için oturmadığını ve söylemiş olduğu şiirlerin kendisinden ziyade etrafında bulunanlar tarafından kayda geçirilerek muhafaza edildiğini belirtir. Sefai, söylemiş olduğu şiirlere gönülden geldiği gerekçesiyle daha sonradan hiçbir müdahalede bulunmadığını “söylediklerime sonradan müdahale yaparsam, işe akıl karışır; bu da aşk ehlinde olmaz şüphesiz” der. Sefai, gelenekte var olan hemen hemen bütün tür ve şekil özelliklerini kullanır (Uğur 2010: 97).

Aşık Sefai’nin şiirlerinde dikkat çeken bir diğer önemli husus, tasavvuftur. Şiirlerinin ekseriyetinde tasavvufî sembolleri, mecazları kullanan Sefai, kendisini tasavvufî bir şair olarak görüp görmediği konusunda buna milletin karar vereceğini söyler (Uğur 2010: 97).

Aşık Sefai’nin Badal isimli ikinci baskısını yaptığı 121 sayfalık bir kitabı vardır. Âşık bunun dışında, biri şiir kitabı olmak üzere iki yeni kitap çalışmasının hazırlık aşamasındadır. Yine âşığın sekiz adet kaseti vardır (Uğur 2010: 97).

Sefai hakkında Fırat Üniversitesi ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’nde toplam iki adet lisans tezi hazırlanmıştır. Bununla birlikte Ahmet Kabaklı ve Tuncer Gülensoy’un da Sefai hakkında yazıları bulunmaktadır. Âşık Sefai hâlen Vatan TV’de, Çarşamba günleri “Sefaice” adlı programın da hazırlayıcısı ve sunucusudur (Uğur 2010: 97).

Aşık Sefai’nin Erciyes Üniversitesi’nin açtığı halk şiiri yarışmasında Otlukbeli Armağanı kazanır. Bu destan, 1992’de Erzincan’da meydana gelen deprem felaketi üzerine yazılmıştır (Duman 1995: 157). “Damarımda gezen kansın Erzincan/Canlar cananısın cansın Erzincan” (Özsoy 1992: 245; Duman 1995: 157).

Şiirlerinde daha çok dini ve millî konuları işler. Türkiye ve Avrupa’da pek çok konser vermiştir. Var olan şöhretini Ayşem adlı kasetiyle daha da pekiştirir (Alptekin Sakaoğlu 2008: 180).

Kimi annaya ,bellaya ,kimi mariyaya kimide kızıl saçlı nataşaya yazdı oysa ben bir Türk yiğidiyim Türk’ e
sevdalı olduğum için Ayşem sana yazıyorum…
Ben seni kongoda ölen sevgilisini İstanbul’da arayan teksaslı bir dişi gibi değil,aşk eşittir burjuva güzellerini diskoteklerde arayan zübbeler gibi değil,hele kafalarındaki kirli duyguları nataşa adlı rus kızında sembolleştiririp kızıl ruble arayanlar gibi aramıyorum Ayşem…
Ben seni; belki bir ana ceylanın vurulmuş yavrusuna su aradığı gibi… Belki bir Anadolu delikanlısının kaçırmak için güzel Zeynep’ini gecenin alaca karanlığında aradığı gibi arıyorum Ayşem…
Ama muhakkak bütün iyilikleri bütün güzellikleri bütün özlemleri sende bulacağımı bilerek engin denizin kudurmuş dalgaları gibi önümdeki tüm engelleri aşarak yüce ALLAH’IN izniyle seni arıyorum Ayşem…
Seni kaybettiğim dünyalarda bulmak istiyorum. O dünya; HZ.FATİH’ in kılıcının altın kapması Estergon dönüşünün gönülleri yakması veyahut Tuna’nın bir Itri bestesinde musiki gibi çağlayıp akması olabilir geçtiğim
yıllardaki parlak aynalar geleceğimi aydınlatır benim bir elim geleceğin MİLLİYETÇİ TÜRKİYE sinde ise YAVUZ ‘un beyaz atının yelesindedir öbür elim…
Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda Ayşem; ne meyhane tezgahları ardında mum gibi
yanıp sönen kızlarımın gözlerinin karası, ne yoksulluktan ve fakirlikten ölen yiğitlerimin verdiği yürek yarası, nede başı kabak; yalın ayak dolaşan insanımın ciğerlerini hilton gecelerin de içkilerine meze yapıp yiyen kahpelerin ağız kavgası var…
Seni kaybettiğim ve şimdi aramaya çıktığım dünyalarda; bir KURAN,bir KILIÇ ve bir BOZKURT üçünün ördüğü koca bir dünya koskoca bir tarih var Ayşem…
Tut ki seni karanlığın ta ötesinde bir yere hapsetsinler ömründe güneşi hiç görmeyeceksin; ama ben o güneşi yanıma aldım seni kurtarmaya geliyorum Ayşem…
Ne sezar, ne hitler, ne posbıyıklı stalin, nede fare suratlı mao; çözemez, çözemez, çözemez senin derdini Ayşem…
Senin derdini; batılılık delisi sömürge aydınları robert koleji mezunu özgürlük budalaları ve kafalarını çirkin kapitalistlere satmış deve kuşlarıda çözemez…
Senin derdini Ayşem; senin gibi konuşan, senin gibi düşünen, senin gibi yaşayan, velhasıl kelam bizler ÜLKÜCÜLER çözeriz senin derdini…
Anamın anlattığına göre Koca Türk Dünyası’nın küçük bir köyünde doğmuşum senin için doktor yada ilaç
ekmek yada su ne ise benim için MİLLİ DEVLET, KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ odur…
Sen benim için; Kırım’ lı Bike, Azerbaycan’ lı Aybala, Yerköy’ lü Fadime hepiniz bizim için birsiniz. Çünkü
bizim kanunumuzda akvaryumlu meyhanelerde sevgilinin kömür karası gözlerine şiir yazmak yok biz çoktan erittik ÜLKÜ denen nazlı gelinin duvağında sülün gibi kızların göz bebeğini Ayşem…
Bizim kanunumuzda geri bıraktırılmış insanımızı, esir milyonlarca soydaşımızı tutsaklıktan kurtarmak için,bu geri kalmışlığa son vermek için birlikte mücadele etmek var…
Bu; ne benim sana ağlayarak, nede dizlerine kapanarak bir yalvarışımdır…
Bu; parmakları çelikten, yürekleri Estergon demirinden, yüz binlerce, milyonlarca MÜSLÜMAN TÜRK ÜLKÜCÜSÜ ‘NÜN sana durdurulmaz emridir…
Kendine dön, kendine dön Ayşem…
Aşık Sefai

Bayraksızlar bayraksızlar
Yere düşse bayrak sızlar
Nerden bilsin kıymetini
Soysuz sopsuz bayraksızlar
Ne olurdu yazmasaydım
Ben bu kara yazıyı
Bilmeseydi namert soysuz
İçimdeki sızıyı
Yıldızların isyanı var
Hilâl taşıyan felek
Damla damla kan akıyor
Delik deşik bu yürek
Al rengine kara bağlar
Yastadır deli gönül
Aşık’ın olmuşum senin
Hastadır deli gönül
Renginde şehitlik gizli
Hilâlinde mana var
Yüreğimde saklamışım
Kurbanında kına var
Toprağa düşse yiğit
Ölüm güç verir bize
İnancıma teslim oldum
Zulüm güç verir bize
Uğrunda ölen yiğit
Kim ne bilsin ne kadar
Geriye ne can kaldı
Hepsini kurban adar
Yamacında gezindiğin
Şimdi dağlar ağlasın
Bayrağım hançerlendi
Şimdi çağlar ağlasın
Bayrak yere düşerken
Alkışlayan piçleri
Kahredecek Türk milleti
Destek veren güçleri
Susmayın ey milletim
Bayraksızda ar olmaz
Susar ise yiğitler
Vatan bize yar olmaz
Başı bozuk yaylada
Pusuları kurdular
İki yaşında yiğit
Kürşad’ımı vurdular
Bundan gayrı düşmanım
Bayrağa ters bakanlar
Artık hesap vermeli
Dağı taşı yakanlar
Meleküt aleminde
Destan olan can bizim
Dalgalansın bayrağım
Üstündeki kan bizim
Dört aylık bebeklere
Kurşun sıkan nerdesin
Nereye gidersen git
Öleceğin yerdesin
Hükmü ilâhi varsa
Belki korur Yaradan
Kan düşmanı olmuşuz
Çekilsinler aradan
Bu vatanın ekmeğii
Gözünüze durmalı
Yiğit bir can gelmeli
Sizden hesap sormalı
Sefai’yem yaşamak ki
Bundan gayrı ar gelir
Ay yıldızlı bayrağa
Bu yeryüzü dar gelir!
Aşık Sefai

Yiğit olanın lokması cana azıktır beyler
Kimse bana söylemesin buna yazıktır beyler
Soyu soysuz olanın sütü bozuktur beyler
Bunların soyu bozulmuş Türk’e düşman göbekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!
Kan istediniz canlardan bitmedi inadınız
Oğuz size yar olmadı budüz idi adınız
Senelerdir bu vatanın ekmeğini yediniz
Suyunuzu keseceğiz dağlardaki gölekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!
Dağlar, taşlar bu ovalar bilin ki Türk’ün yurdu
Aslımız insan neslidir Türk’e semboldür Kurd’u
Soyu ermeni olanlar nerden bilecek Kürd’ü
İhaneti seyreyleyin perdedeki delikten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!
Alperenler şehadeti seslenirken çağrına
İbrahim’in dedikleri nişan oldu bağrına
Mehmetçik’ler şehit düştü bu vatanın uğruna
Vatan mı istediniz lan beşikteki bebekten?
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!
Başı bozuk yaylalarda bol keseden savurdun
Ne dinin var, ne imanın sen ne biçim gavurdun?
Hem korkaksın, hem zavallı zoru gördün kıvırdın!
Urgan bile dava eder boynundaki ilmekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!
Aşık Sefai

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,



0 Yorum YAPILMIS “ Aşık Sefai Kimdir ? 1956 ” iCiN




Not: Yorumunuz uygun gorulur ise onaylanip yayinlanacaktir.

GENEL,Kim ?,ÜLKÜCÜ SANATÇILAR Kategorisindeki Diger Yazilar

Mustafa Yıldızdoğan – Azan Bulur Dinle

Mustafa Yıldızdoğan... 

Aşık Sefai Kimdir ? 1956

Aşık Sefai Kimdir... 

Mehmet Sabir Karger – Yesevi Vasiyeti

Mehmet Sabir Karger... 


  • ANKARA TOPLU PİDE SİPARİŞ
  • FIRAT YILMAZ CAKIROĞLU

  • Baglantilar

    

    RADYO BOZKURTLAR FM - SiZiN SESiNiZ SiZiN RADYONUZ 2009 - 2026 - turk-gokturkce-turk